Yoga’nın Tarihsel Boyutu

Yogasya İmge 5

Yoganın başlangıç tarihleri ile ilgili tartışmalar halen süregelmekle birlikte, köklerinin yazılı tarihin gerisine uzandığı hatta insanlık tarihi kadar eski olduğu ifade edilmektedir.

Tarih boyunca farklı kıtalarda yapılan kazılar sonucunda ulaşılan bazı kalıntılar üzerinde de Yoga duruşlarının resmedilmiş olduğu belirlenmiştir. Aralarında Babil, Çin, Mısır, Roma, İskandinav ve Amerikan Kızılderililerinin de yer aldığı toplumlar ile Sufizm ve Hinduizm gibi bir çok kadim kültürde de Yoga yöntemlerinin kullanıldığı görülmüş, Norveç, İrlanda, Kolombiya, Meksika, Viking ve Kelt kültürlerinde Yoga duruşlarına ait resim ve heykellerin olduğu tespit edilmiştir. Roma imparatoru Markus Aurelius’un meditasyon konusunda bir kitap yazmış olduğu, Pisagor’un okulunda aktarılan bilimsel konuların yanında meditasyon eğitimine yer verildiği bilinmektedir. Meditasyon tekniklerinin Güney Afrika kabilelerinde, Katolik ve Yunan Ortodoks kiliselerinin manastırlarında uygulandığı bilinenler arasındadır.

Öte yandan Yoga kültürüne ait Çakra ‘Enerji Merkezi’ bilgilerinin Mısırlı dervişler, Kabalacılar, Grönland ve Kanada İnuit’leri, Avrupa simyacıları ve Kuzey Amerika Hopi Kızılderilileri tarafından kullanıldığı tespit edilmiştir.

Yoga tarihi incelendiğinde, gelişimsel süreç aşağıda verildiği şekilde tasnif edilebilir;

1. Pre-vedik Dönem ( M.Ö. 6.500-4.500 )

Yoga’ya ait bilinen en eski bulgu, yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkartılan ve üzerinde Yoga uygulayan insan figürleri bulunan 5.000 yıllık taş mühürlerdir. Adı geçen bulgular, günümüz Pakistan’ının doğu Belucistan bölgesinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan bir yerleşim merkezine ait olup, bu merkez M.Ö. 7. bin yıla tarihlenmiştir. İndus ve Sarasvati nehirleri arasında konumlanan ve “ Mehrgarh ” olarak adlandırılan bu neolitik yerleşim merkezi kendisinden sonra gelecek olan uygarlığın ilk adımı olarak görülmektedir. Doğanın gözlemlenmesi ve bireyle olan birliğine dayalı felsefe sistemi, sözü edilen topraklarda yaşayan “İndus-Sarasvati Uygarlığı” varlığını sürdürdüğü dönemlerde gelişmeye başlamıştır.

2. Vedik Çağ ( M.Ö. 4.500-2.500 )

Felsefe ve bilimin birleşmeye doğru adım attığı dönem, bilinen adı ile Vedik Çağ içerisinde
asıl itibarıyla üstattan öğrenciye şifahen aktarılan Yoga felsefesi, Veda’larda kaleme alınmaya başlanmıştır. Türkçe karşılığı ‘bilgi’ anlamına gelmekte olan Veda sözcüğü, dönemin en önemli yazılı bilgilerinin toplandığı kitaplara işaret etmektedir. Başlıca dört adet Veda bulunmaktadır:

a. Rig Veda
b. Sama Veda
c. Yacur Veda
d. Atharva Veda

İzleyen süreçte Veda’larda ele alınan konuları daha detaylı şekilde açıklayan Brahmana, Aranyaka ve Upanişada adı verilen kitaplar yayınlanmış, akabinde evrenin tarihini anlatmak üzere Purana, dünya gezegenin varoluşunu aktarmak için İtihasa isimli kitaplar yazılmıştır. Anılan, tüm bu kitaplarda Yoga hakkında bilgilere rastlamak mümkündür.

Döneme vurgu yapan felsefi ve kültürel refahın ardından yaşanan iklim değişikliği genel olarak topluluğun yaşam dengesini olumsuz yönde etkilemiştir. Sarasvati ırmağının en büyük desteği olan Yamuna nehri M.Ö. 3.100’lerde yatağını değiştirerek Sarasvati’ye su akıtmaz olurken, sularını Ganj’a vermeye başlamıştır. M.Ö. 2.300’de de Büyük Sutlej nehri yönünü değiştirince Sarasvati susuz kalmış, gittikçe kuruyarak, çöle dönüşmüştür. Tüm bunların sonucunda bölge kentlerinin de çöle dönüşmesiyle büyük uygarlığa ait yerleşim merkezleri bu topraklardan çekilmek zorunda kalmıştır.

Kimi bilim adamlarına göre Vedik Çağ, Mahabbarata destanında adı geçen savaşa dayanmaktadır ki, geleneksel olarak ilgili savaşın tarihi M.Ö. 3100 olarak gösterilmektedir. Purana’larda ve Tantra’larda sözü edilen savaş ile Kali Yuga (Karanlık Çağ)’ın başladığı belirtilmiştir. Bir başka grup araştırmacıya döneme özgü tarihler M.Ö. 1.500’e kadar çekilebilir.

3. Brahmanik Çağ ( M.Ö. 2.500-1.500 )

Sarasvati ve İndus kıyılarında yerleşik uygarlığın çöküşü ile Vedik insan toplulukları Ganj nehrinin uygun ve verimli kıyılarına taşınınca pek çok yeni yerleşim merkezleri de kurulmuştur. Bu yeni oluşumlar her bakımdan yepyeni bir toplum yaratınca, Vedik kültür ve bu kültüre ait inanç sistemi de giderek dinsel bir kimliğe bürünmeye başlamıştır. Böylelikle, Brahmana geleneğini iyice bilen, vedik bilgiye sahip elit tabaka Brahmanik rahipleri ortaya çıkarmıştır.

Orman Okulları ismiyle tanınan ve bilginin saklanarak öğretildiği sistemin varoluşu bu döneme rastlamaktadır. Orman okullarının bilgilerini içeren ritüel ve yaşam metinlerini içeren bilgi kaynakları olarak Aranyaka’lar dikkat çekmektedir. Bu kültür, dönemin etik ve sanatsal yaşamı üzerinde de etkin olmuştur.

4. Vedik / Upanişadik Sonrası Çağ ( M.Ö. 1.500-1.000 )

Büyük oranda Brahmanaların rahip sınıfının katı dışsal törenselliğine bir tepki olarak ortaya
çıkan Upanishad’lar, yeni bir metafiziksel ve kültürel tad vererek bu döneme etkisini koymuştur. Upanishad’ın kelime anlamı birinin yanında düşünceli bir şekilde oturmaktır ki, adından da anlaşılacağı üzere bu dönemde içe dönüş ve içsel dönüşüm odaklı çalışmalar çoğalmıştır. Özellikle, kişisel gelişimde, içsel arınma ve özveri çalışmaları yoğunluk kazanmıştır. Upanishadları içeren 200 kadar yazıda Atman ‘Üstün Benlik’ ve bunun Brahman ‘Nihai Gerçeklik’ ile ilişkisi anlatılmaktadır. Karma doktrininin de Upanishad’lardan çıkmış olduğuna inanılmaktadır. Özellikle bu dönemde geçmiş çağlara ait bilgilerin toparlanmakta olduğu ve bu mirasın, Hindistan’ın psiko-spiritüel tekniklerinin bilimselleşmeye doğru adım atışının başlangıcı olarak gözlemleyebiliriz.

5. Ön-Klasik / Epik Çağ ( M.Ö. 1.000-100 )

Kronolojik olarak Ön Klasik Çağ olarak adlandırılan bu dönemde bölgede yeşermekte olan metafizik ve etik değerlerin mayalanmaya başladığı görülür. Dönemin önemli özelliği temel bilgilerin deneysel çalışmalarla iyice anlaşılır hale gelmesidir. Aynı dönemde yogik felsefenin dini akımlarla bütünleştirildiği pek çok okulun da oluştuğu gözlemlenmektedir.

Ön-klasik çağda yaşamın Sanyasa ‘Terkediş’ ve Dharma ‘Günlük Yaşamı Kabul Ediş’ gibi iki önemli yönü üzerine derin çalışmalar yapılmıştır. Diğer yandan, en eski yoga bilgisi olarak kabul edilen Mahabharata tamamlanmış, Bhagavat Gita yerini almıştır. 700 mısra uzunluğundaki Bhagavad Gita, Prens Arjuna ile God-man Krishna arasında geçen bir konuşmadan oluşan bir epik şiirdir. Şiirin vermek istediği mesaj, gerçek gücün disiplinli bir beyinden geldiği ve bir kişi ya da nesneye bağlılıkla gerçekleştirilen edimlerin tepki yarattığıdır. Gerçek özgürlük, kişinin herhangi bir bağlılık veya korku güdüsü olmadan özgürlük ve kendiliğindenlik içinde hareket etmesidir. Ancak, bu takdirde, yapılan hareketler yaratıcılık içerir.

Sonrasında, engin bilgi içeren bir diğer destan, Ramayana Destanı yazılmıştır. Her iki destan kendilerinden önceki yaklaşık 30 jenerasyonun bilgi ve tecrübelerini kapsamaktadır. Jainizm ve Budizm de yine bu dönemde ortaya çıkmıştır.

6. Klasik Çağ ( M.Ö. 100-M.S. 500 )

Bu çağda felsefenin 6 klasik okulu ortaya çıkmıştır. Patanjali’nin Yoga Sutra’ları ve Badarayana’nın Brahma Sutra’ları bu dönemin yazılı kaynaklarındandır. Mahayana Budizm’in parladığı Buddhistler ve Hindular arasındaki aktif diyalogun başladığı dönemdir.
Geçmişteki tüm bilgiler tamamen bu sutralarda toparlanmış ve yayılmıştır. Özellikle Gupta sülalesi krallarının bulunduğu dönemlerde, tüm inanç sistemleri rahatça gelişmiş değerlerini ortaya koymuştur. Klasik çağın son Gupta kralı ile bittiği biliniyor.Bu çağ sanatsal bakımdan da büyük gelişmenin yaşandığı çok önemli bir dönemdir.

Patanjali’nin yoga disiplinini özetlediği “Yoga Sutra” isimli eser bu dönemde karşımıza çıkmaktadır. 195 adet Sutra (Özdeyiş)’dan oluşan eser, sekiz basamaklı yoga yolunu açıklamaktadır. Buna göre yoga aşağıdaki kollardan oluşmaktadır;

a. Yama
b. Niyama
c. Asana
d. Pranayama
e. Pratyahara
f. Dharana
g. Dhyana
h. Samadhi

Klasik Yoga’yı diğerlerinden ayıran bir faktör çalışmaktır. Patanjali yoga uygulamalarının bir parçası olarak kutsal yazıların üzerinde çalışılması gerektiğini savunmuştur.

Patanjali’ye göre her birey Prakriti ‘Madde’ ile Purusha ‘Ruh’ un bir birleşimi olmakla birlikte, yoga bu ikisini ayırarak ruhun mutlak saflığını korumaktadır. Genellikle ‘felsefi ikicilik’ olarak nitelendirilen bu yaklaşım, bedenle ruhun bütünlüğünü savunan Pre-klasik ve Vedic Yoga’dan bu yönüyle ayrılır.

7. Tantrik / Puranik Dönem ( M.S. 500-1.300 )

Birinci yüzyılın başlarında büyük kültürel devrim olan Tantra ve Tantrizmin başlangıcı dikkat çekmektedir. Bu sistem, binlerce yılın bilgisini, pek çok ayırımın araştırılmasını ve nihai olarak tüm bu bilgilerin sentezini içermektedir. Aynı zamanda Puranik Çağ olarak da bilinen süreç, çok daha önceki dönemler ait filozofik ve metafizik hikaye ve ritüellerin örüldüğü metin ve bilgilerin çalışıldığı ve bunların Tantra ile birleştiği bir yoğun bilgi dönemidir.

Tantra’lar en üstün metafizik seviye ve ideallere yücelme olarak düşünülebilir. Tantra, yaşamın tamamını içeren bir ruhsal gelişim çalışmaları silsilesidir ve derin bir ruhsal çalışma disiplinidir.

Özellikle Şakti olarak bilinen kişinin ve evrenin dişil enerjilerinin kontrolü, varlığın tüm enerjiler ile bütünleşmesi ve bunların en iyi şekilde kullanılmasına ilişkin yöntemler kişilerin mükemmel gelişimini hedeflemek üzere kullanılmıştır.

Kişinin kendi gelişiminin toplumu da geliştireceği olgusu bu dönem içinde iyice yerleşmiş, yine, çok sayıda önemli metin bu dönemde kaleme alınmıştır.

8. Bölümsel Çağ (M.S. 1.300-1.700 )

Bölümsel Çağ döneminde, Tantra tekrar gözden geçirilmiş, yaşamsal dişil enerjinin varlık üzerindeki rolü araştırılmış ve Bhakti çalışmaları geliştirilerek adanmışlık felsefesi yeşermiştir.

9. Modern Çağ ( M.S. 1.700-Bugün )

Britanya İmparatoru Kraliçe Victoria’nın 1880 yılında Hindistanın’da imparatoriçesi olması ertesinde bir yanda Munghal İmparatorluk Hanedanının sonu gelirken, diğer yanda Bhakti hareketi iyice gelişmiştir.

Kraliçe Victoria’nın, Hndistan’ın, spiritüel mirasından etkilenmesi ve kültüre olan merakı batının dikkatine çekmiş, 1600′ lü yıllardan itibaren, özellikle Hindistan’da kurulmuş olan Londra Doğu Hindistan Şirketi ve Hollanda Hindistan şirketi aracılığı ile batıya akan bilgiler ilgi kaynağını oluşturmuş. Böylelikle, yogik değerler batıda genel olarak değerini bulmuştur.

Swami Vivekananda’nın 1893 te Chicago’daki Dünya Dinler Parlamento’sunda verdiği söylev ile bu ilgi en üstün seviyeye ulaşmıştır. Krisnamacarya ve öğrencilerinin de yoganın dünyaya açılmasında katkıları vazgeçilmezdir. Günümüzde sıklıkla bahsedilen Ashtanga Yoga, Hatha Yoga, Power Yoga gibi yoga türleri Krisnamacarya’nın öğrencileri tarafından dünyaya tanıtılmıştır. Krishnamacarya’nın 4 büyük öğrencisi; BKS Iyengar, Indra Devi, Patabi Jois ve Desikachar’dır.

Giderek yaygınlaşan ve kabul gören Yogik Sistem, batıda da iyi yoga öğretmenleri yetişmesine ve bu tüm eğitmenler aracılığı ile yoga bilgilerinin tüm toplumlara aktarılmasına destek vermiştir.

Kaynaklar :
•”Yoganın Kısa Kronolojik Tarihi”, http://www.dinlertarihi.net/dinler-tarihi/2/
•Ersin Ananda, “Yoganın Kısa Kronolojik Tarihi”,
•YOGAKRONOLOJIKTARIH.htm, Erişim Tarihi : 20.01.2011
•Akif Manaf, Yoga Nedir Ne Değildir?, Gen. 2. B., İnkilap Kitabevi, 2007, ss.30-31.

Çiğdem Öner, 21 Ocak 2011, Caddebostan